KISA POLİTİK DEĞERLENDİRİMLER VE TSİP’İN KURULUŞU


1960’lı yılların sonuna doğru Türkiye İşçi Partisi (TİP) Mehmet Ali Aybar’ın başkanlığında tam anlamıyla parlamenterist bir çizgiye çekilmiş, 1968 Çekoslovakya olayları ile birlikte parti içinde de düşünce ayrılıkları öne çıkmaya başlamıştır. Düşünce ayrılıkları temel nitelikteyse de o günün koşullarında üstü örtülerek zamana bırakılmıştır. Daha da önemlisi parti dışında kalan eski tüfek olarak adlandırılan kimseler de TİP’e karşı yoğunluklu olarak muhalefetlerini sürdürmüşlerdir. Bu kişilerin başında da MDD’yi savunan Mihri Belli ve Demokratik Halk Devrimi’ni savunun Dr. Hikmet Kıvılcımlı geliyordu. TİP konumu gereği gençlik dinamizmini taşıyacak durumda olmadığı için gençlik hızla TİP saflarından boşaldı. TİP’in kontrolünde olan Fikir Kulüpleri Federasyonu (FKF) başlangıçta TİP yararına bir işlev görürken sözünü ettiğim nedenler yüzünden gençlik, Mihri Belli’nin etkisiyle MDD çizgisine kaydı. Bu andan başlayarak da gençlik kendi içinde değişik çizgilere bölündü. Özellikle TİP’ten ayrılan ve MDD çizgisini savunan kesimler Türkiye’de işçi sınıfının nitel ve nicel varlığını tartışma konusu yaptılar ve daha çok küçük burjuva akımlar olarak yapılanan bu gruplar işçi sınıfının hem öğretisel hem de örgütsel olarak mücadelenin başını çekemeyeceği noktasında birleşerek devrimci savaşımın asker, sivil aydın kesimlerce yürütülmesi düşüncesini sürekli olarak işlediler. Bu tartışmalar; Mahir Çayan ve arkadaşları, Deniz Gezmiş ve arkadaşları, Doğu Perinçek ve arkadaşları daha sonra da İbrahim Kaypakkaya ve arkadaşlarının çevresinde oluşan odaklarca devam ettirildi. Ayrıca Doğan Avcıoğlu, Devrim dergisi çevresi, Yöncülerde ayrı telden bir yürüyüş başlatmışlardı. Bu tartışmaların böylesine boyutlandığı bir dönemde işçi sınıfının nitel ve nicel durumu tartışılırken yukarıda nedenlerini dile getirdiğimiz nedenler yüzünden işçiler, 15-16 Haziran 1970 işçi kalkışmasını örgütlediler. İki gün boyunca İstanbul kenti kilitlendi. Burjuvazide ise şafak attı. Hemen Sıkıyönetim ilan edilerek sorumlular hakkında davalar açıldı. Bu davalar yine yukarıda dile getirdiğimiz gibi 12 Mart 1971 tarihinden sonra davalar Sıkıyönetim Mahkemeleri’ne devredilerek sürdürüldü.

Burada bir not düşmek istiyoruz. TİP sosyalist devrimi savunuyordu bu nedenle de işçilerin nitel ve nicel varlığını tartışma konusu bile yapmıyordu. Ancak TİP içinde yaşanan kaynaşma yüzünden kongreler de birbirini izledi sonuçta Aybar ve çevresi değiştiyse de, ileri bir uygulamaya geçilmeden 12 Mart faşist darbesi gerçekleşti. Daha sonra açılan davalar yüzünden TİP kapatıldı. Behice Boran ve arkadaşları 15 yıl ceza aldılar. 1974 affından başlangıçta yararlanamadılar. Daha sonra Anayasa Mahkemesi tarafından eşitlik ilkesine aykırı olacağı savıyla kapsam genişletildi ve Boran ve arkadaşları salıverildiler.

12 Mart 1971’den 1974 tarihine kadar geçen süre içinde sistem devrimci Saiklerle yola çıkanlara karşı ağır bir saldırı başlattı ve gençlik önderleri ya vuruldular ya da Deniz Gezmiş ve arkadaşları gibi idam edildiler. Bu konuda kısa bir değinmenin arkasından TSİP’in kurulma çalışmalarına gelebiliriz.

DENİZ GEZMİŞ ve Arkadaşları Türkiye Halk Kurtuluş Ordusunu kurarken mücadele yöntemlerini ise şöyle belirliyorlardı. Bu arkadaşların hemen tamamı öğrenci kökenliydi ve öğrenciliğe devam olanakları da ortadan kalkmıştı. Dolayısı ile kırlardan kentlere doğru silahlı bir gerilla hareketi başlatacaklar ve amaçlarına da böylelikle ulaşacaklardı. Sonuç bilindiği gibi katliamla sonuçlandı. Mahir Çayan ve arkadaşları ise devrimci savaşımlarını kentlerde sürdürecekler koydukları eylemlerle sistemi sarsıp ortadan kaybolup saklanarak sonuçta yığınları kazanarak devrimi gerçekleştireceklerdi. Kurdukları Türkiye Halk Kurtuluş Partisi/Cephesi bu savaşımı örgütleyecekti. Bu arkadaşların da eylemleri Kızıldere katliamı ile sonuçlandı. Ertuğrul Kürkçü dışında herkes havan mermileri ile parçalanarak öldürüldü. İbrahim Kaypakkaya ise TİKKO’yu kurmuş, Nurhak katliamının arkasından yakalanarak işkencede öldürülmüştü. Doğu Perinçek ve arkadaşlarının Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisi ise şafak grubu olarak bilinen tutuklamalarla bitirilmişlerdi. Onlar silah alıp dağa çıkmamışlardı ama kentlerde kalıp tankları bozacaklarını dile getirmek daha kolaylarına gelmişti.

Sonuçta; böylesine karanlık günlerin yaşandığı bir dönemde devrimciler birer ikişer yok edilmişler ya da tutuklanarak cezaevlerine atılmışlardı. 12 Mart faşist darbesi devrimcileri öldürerek, içeri atarak etkisizleştirmiş, etkisizleştiremediklerini ise ağır koşullar altında hareketsiz hale getirmişlerdi.

İşte tam da buradan bütün bu yaşananların analizini yapan bir grup eski TİP’li, bir grup Doktorcu hatta TKP’den bazı kimseler politik örgütlenmeye bir çözüm bulunmasını tartışmaya açmışlardı. Bu tartışmalar hızla bir kümelenmeye evrildi.

Bu kümelenmede yan yana gelen arkadaşlar KİTLE dergisini çıkararak yaşanan sorunları bir bir tartışmaya açtılar ve bir çıkış yolunun bulunması için çaba harcadılar. Bu tartışmalarda TİP’in pasifizmi ve legalizmi ele alındı ve parti sürekliliğinin sağlanamamış olması bir sosyalist parti açısından yetersizlik olarak belirlendi. Diğer yandan da TİP’in parlamenteristliğine vurgu yapıldı. Bununla birlikte TSİP’i daha sonra kuracak olanların belkemiğini eski TİP’li arkadaşlar oluşturuyordu. Bunlara önemli ölçüde de doktorcuları katmak gerekiyor. Bu iki anlayışın dışında TKP’den bazı arkadaşlar ve diğer örgütlenmelerden de yeni arkadaşlar bir araya gelerek çalışmalarını hızla daha üst düzeye çıkarmak için emek verdiler.

Kitle dergisi bu çalışmalarda büyük bir örgütlenme ve toparlanma işlevi gördü. Birçok ilde kısa zamanda Kitle Büroları oluşturuldu. Kitle büroları kısa zamanda yığınsal bir gücü çevresinde toparladı. Sonuç olarak 15-16 Haziran 1974 tarihine gelindiğinde partinin kuruluşu ilan edildi. Ancak TKP’liler başlangıçta yer alacaklarını söylemelerine karşın çekildiler. Parti içinde ağırlıklı olarak TİP ve doktorcu kadrolar yer aldılar. Parti kurulduktan sonra da parti saflarına hemen her gruptan genç insanlar gelip üye oldu. Daha işin başında parti bir yığınsallığa ulaştı. Örgütlenme çalışmalarında TİP’in içerdeki kadroları da dışında tutulmamıştı. Hatta o zaman Sakarya Cezaevi’nde bulunan Behice Boran’la bizzat Turgut Koçak arkadaşımız görüşmüş, bu çalışma ile ilgili bilgi verilerek katılıp katılmayacakları sorulmuştu. Behice Hanım’ın yanıtı şuydu. “Biz şimdi içerdeyiz. Ne zaman çıkacağımızda belirsiz. Dolayısı ile hareket bizi beklemez. Birileri alır götürür, bize de çıktıktan sonra hareketin içinde yer almak düşer.”

Ancak böyle olmadı. TSİP kuruldu. Programı ise Demokratik Halk Devrimi programıydı. Anayasa Mahkemesi’nin iptalinden sonra TİP’liler dışarı çıktılar ve partiden uzak durdular. Daha sonra da 1 Mayıs 1975 tarihinde TİP’i yeniden kurdular. Programlarında ise sosyalist devrimi savunuyorlardı. Bu dönemde TKP’nin adından bile söz etmenin olanağı yoktu. Çünkü gerçekten de örgütlü olarak var oldukları söylenemezdi.

TSİP’in kuruluşunun arkasından doktorcu kişilerle hem örgütlenme anlayışında, hem programsal, hem de çeşitli konularda düşün ayrılığına düşüldü. Bu düşün ayrılığı İlke Dergisi’nde yazılan bir eleştiri yazısıyla dile getirildikten sonra doktorcular partiden uzaklaştılar. Parti kan kaybına uğradıysa da kısa zamanda toparlandı ve yine eski gücüne ulaştı. Daha birinci kongrede Oya Baydar partiden ayrılarak TKP’ye gitti.

Ancak parti içinde tartışmalar yine de bitmedi. Parti içinde illegaliteyi örgütlemek ve TSİP’i legal alanda da idare etmek isteyen yine parti tarafından oluşturulmuş bir TKP/B söz konusuydu. Bu tür örgütlenmenin doğru olmadığı gündeme geldi. İki parti demek iki örgüt demekti. İki merkez komitesi demekti ve bu durum bölünmeyi de özünde taşıyan bir maddi gerçeklikti. Konu gündeme 1977’lerde geldi ve açıktan açığa tartışılmaya başlandı. Bu durumun partiye zarar vereceği açıktı. Bu yüzden de bir an önce çözülmeli ve TSİP yoluna devam etmeliydi. Tartışmalar tekleşme konusunda düşün birliği ile sonuçlanmadı ve bu arkadaşlar biraz da yalan ve karalamalara başvurarak partiden uzaklaştılar. Partinin komsomol örgütlenmesi konumundaki SGB yöneticiliği de onlarda olduğu için gençliğin büyük bir bölümünü arkalarından sürüklediler. Parti de kendisine bağlı yeni bir SGB oluşturdu.

Güç kaybı iki yıl içinde giderildi. TSİP yeniden kitlesel bir güç kazandı. 1979 ara seçimlerinde bu durum partinin aldığı oylara da yansıdı ve 11 ilde partinin aldığı oy 80 binlerin üstüne çıktı. Parti tam da büyük atılımın eşiğindeyken 12 Eylül darbesi oldu ve bütün diğer örgütler gibi TSİP’in de kapatıldığı ilan edildi. TSİP’se çoktan yeni bir çalışma biçimine geçmişti bile.

Sonuç 15-16 Haziran 1974 yılında kurulan TSİP Türkiye’yi orta gelişmişlikte kapitalist bir ülke olarak görüyor, İşbirlikçi Tekelci burjuvazinin egemen olduğu belirlemesini yapıyordu. Daha önceki sınıf ve katmanlardan unsurların ise varlığından söz edilmesine karşın belirleyici bir niteliklerinin olmadığına vurgu yapılarak işçi sınıfının tartışmasız sosyalist savaşımın hem öğretisel hem de örgütsel planda öncü olduğu belirlemesi yapılıyordu. Demokratik Halk Devrimi’de işçi sınıfının temel güç, köylülüğün de onun bağlaşığı sayılması ve Halk Cephesinin kurulması öngörülüyordu. Yapılacak olan devrim tek aşamalıydı ve sosyalist devrimin de özgül bir biçimiydi. Devrim gerçekleştirildikten sonra hızla sosyalist dönüşümler sağlanacak ve sosyalist inşa hızla yaşama geçirilecekti.

İşte 15-16 Haziran işçi direnişine vurgu yaparak kurulun TSİP böyle bir örgüttü ve komünistti.


ANA SAYFA