“Yurtseverlik” 
ve 
İP-TKP buluşması

ABD emperyalizmine karşı yükselen savaşım isteği aynı alana seslenen iki partiyi yani TKP ve İP’i sonuçta karşı karşıya getirdi. TKP sitesinde yayınlanan Aydemir Güler’in yazısını “TKP’nin ibretlik yazısı” başlığı ile Aydınlık dergisinin 13 Ağustos 995. sayısında yayınladı. Daha çok “bölücülük” savı ileri sürülerek dillendirilen yazıda Aydınlık, “ABD’nin Türkiye’yi parçalamak istediği”ne dair yeterli kanıt yomkuş olarak ele alıp eleştirdi.

Burada şaşılacak bir şey yoktur. TKP bugün iki arada bir derede kalmış konumdadır. Bu yüzden de ne doğru dürüst milliyetçilik yapabilmekte ne de politikası gereği sınıfçı bir çizgiye oturan politikalar üretip savunabilmektedir. Onun derdi daha çok yükselen ABD karşıtlığından prim toplamaktır bu yüzden de milliyetçilik üstü kapalı olarak yapılmaktadır.

TKP BUGÜN İKİ AYRI PARTİ GİBİDİR

TKP’nin programında cephe anlayışı sağ çizgi olarak değerlendirilmekte ve eleştirilmektedir. Oysa bugün TKP kendisini boğazına kadar sağ çizgiye çekmiş bir parti olup varlığını “cephe” üzerinden var gücü ile  kanıtlamaya çalışmaktadır. Daha da önemlisi adı artık “Yurtsever Cephe” adıyla anılan bir cepheleri bile vardır. Bu anlayış küçük burjuva milliyetçileri için çekici görünse de sınıf çizgisi ile örtüştüğünü söylemek büyük bir yanılgıdır. Üstelik sözü edilen “Yurtsever Cephe” siyasi bir gereksinimden doğmuşta değildir. TKP için günü birlik bir politika aracı konumundadır. Bu görüntüsü ile yaşı benzemesin tıpkı eski TKP’nin Ulusal Demokratik Cephe (UDC) ile  birebir aynıdır.

TKP, varolan görüntüsü ile iki ayrı parti gibidir. Bir yanda “Sosyalizm” programı durup dururken diğer yanda da tüm eylemliliğini “Yurtsever Cephe” üzerinden yürüten bir başka TKP vardır. Yani TKP içinde şimdilik iki ayrı grubun ya da iki ayrı partinin olduğunu söylemek yanıltıcı olmaz.

Biz bu yazımızda “Yurtsever Cephe” üzerinde duracak değiliz. Biz daha çok bu politikanın gereği Aydınlık dergisinin de eleştirdiği ve “ibretlik” olarak verdiği anlayışa Aydınlıkçılar gibi şaşırmadığımızı söyleyerek devam etmek istiyoruz.

İP çizgisi 12 Eylül 1980 öncesi de milliyetçiydi şimdi de. Öyle ki, geçmişte milliyetçi çizgisini Sovyetler Birliği karşıtı Amerikancı bir çizgide yürütürken 1980’li yılların sonlarına doğru Sosyalist Parti’yi kurarak değişme belirtileri göstererek sözümona özeleştiri de yaparak yeniden örgütlenme çalışmalarına girişmiş, kısa zaman içinde bir kez daha aslına dönerek “vatan kurtarma” adı altında milliyetçi bir çizgiye oturmuştur. İP’in bu yoldaki yürüyüşü ne kadar irili ufaklı faşist kırması parti ve burjuvazinin kelli felli partileri varsa birlikte davranmaya itmiş ve artık kendilerince işaret ettikleri “tehlikeler” nedeniyle iyice başkalaşmışlardır.

Emek eksenli politikalarla yola çıkan ve “Yurtsever Cephe”de karar kılan TKP’de üç aşağı beş yukarı aynı yolda politikalarını derinleştirmeyi sürdürmektedirler. Bu bağlamda bu iki çizgi yaklaşık aynı çizgide politika sürdürdükleri için birbirlerinin ayağına dolaşmaya başlamışlardır. Bu yüzdendir ki, Aydemir Güler TKP sitesinde yazdığı yazı ile İP’in cahilliğini yüzüne vuruvermiştir. Bunları sıralarsak:

Birincisi; Ortadoğu ve ülkemizi içine alan yeni bir harita  Amerikan ordusunun yayınladığı harita olmayıp “Armed Forces Journal”, yani “Silahlı Kuvvetler Dergisi”nde yayınlanmıştır.

İkincisi sözü edilen kişi albay değil yarbaydır.

Üçüncüsü Amerika’nın Türkiye’nin bölünmesini istediği yolunda yeterli kanıt yoktur.

Dördüncüsü “neo-con”ların da çıkardığı dergi Weekly Standart dergisinde Peter Church imzalı bir makaleden yapılan alıntıda; “Türkiye ve Irak’taki Kürtlerin PKK’ye karşı harekete geçmemesi durumunda, Kürtler bir kez daha, dağlarla baş başa kalabilir.” Tespitinden yola çıkarak Güler kendi yorumunu sıralamıştır.

Biz her nedene bu arkadaşları anlamakta çoğunca zorlanmışızdır. Çünkü adı geçen arkadaşlar yazdıkları bütün yazılarda anlaşılır olmaktan uzak durmaya özen göstermektedirler. (siz bunu derinlik olarak değerlendirebilirsiniz).

Oysa ABD emperyalizmi ile ilgili konuların anlaşılmayacak bir yanı yoktur. Konu oldukça basittir. Her şeyden önce ABD sistemi emperyalist-kapitalist bir sistemdir ve bu sistemin gereği uygulanan politikalar sistemin olmazsa olmazlarıdır.

Lenin’in emperyalizmle ilgili söyledikleri günümüz ABD emperyalist-kapitalist sistemi ile birebir örtüşmektedir. O sistem ki, bugün bütün dünya halklarının baş düşmanı konumundadır. Bu düşman, sonuncu yenilgiye uğratılmadan halkların kurtuluş olanağı da yoktur. Ortadoğu haritasının yeniden çizilmesinden Türkiye üzerinde oynanan bütün politikalara kadar o çok iyi bildiğimiz ne kadar şey varsa bu gerçekler ışığında ele alınmalı ve üzerine de bu bağlamda gidilmelidir.

Emperyalist-kapitalist sistemle ve onlarla işbirliği içinde olan Türkiye işbirlikçi tekelci burjuvazisini bir bütünlük içinde; işçi sınıfının önderliğinde yoksul köylülüğün bağlaşıklığında uzlaşmaz bir şekilde siyasi olarak karşımıza almaksızın yürütülen bütün politikalar küçük burjuva milliyetçi renklerinin çeşitli tonlarıyla lekelenmek durumundadır.

Sosyalizm savaşımının önümüze koyduğu görevler oldukça açık durumdadır. Doğru politik tespitler Amerika’da rütbeyle ilgili değildir. Doğru olan şey ABD tekellerinin bu ülkenin politikalarını nasıl belirlediği ile ilgilidir. ADB’nin ordusunun en yüksek rütbelisinin de ABD emperyalist-kapitalist sisteminin birer uşağı olduklarını asla gözden ırak tutamayız. Yoksa TKP’nin yaptığı gibi daha çok “…kalıcı kazanımlarla çıkmanın yolu, emekçi yurtseverliğini (ne anlama geliyorsa) (hızla) yükseltmekten geçiyor” der ve patinaj yapar dururuz. Son durum; aynı çizgide İP-TKP benzerliğinin dışa vurumudur…   

YAPILAN YORUMLARI OKUYUNUZ

YORUM YAZINIZ

               SAYFAYI YAZDIR                   


ANA SAYFA