|


Turgut Koçak
NEDEN
SOSYALİZM?
21. yüzyılın başından itibaren
insanlığın sorunlarına bilimin yanıt verdiği söylenegeliyor. Bu bağlamda sözde
insanoğlu hastalıkların pençesinden kurtuluyor, eğitim hakkından yaralanarak
cahilliğini gideriyor, başını sokacak bir konuta kavuşuyor, doğa insan eliyle
değiştirilerek insanlığın hizmetine sokuluyor.
Acaba böyle mi oluyor?
Ne yazık ki gerçeklerin böyle olmadığını görüyoruz. Bilim ve teknoloji
emperyalist-kapitalist sistemin hizmetinde yani kitle kırım silahlarının
yapılması yolunda sınır tanımaz gelişmelerin aracı oluyor. Dünyanın dört bir
yanında açlık ve yoksulluk kol geziyor, dünyanın yoksul insanları eğitimsiz,
hastalıkların pençesinde kırılıyor, insanlığın büyük bir bölümü acılar içinde
kıvranırken bir avuç insan akıl almaz zenginliklerin sahibi oluyor.
Bilim ve teknolojinin bu denli geliştiğinden söz edenler, söz 8 milyon insanın
paraları olmadığı için öldüklerine, 100 milyon çocuğun başlarını sokacak bir
evleri olmadığı için yine sokaklarda doğduğuna, yaşadığına ve öldüğüne gelince
gıkları çıkmıyor.
Yeni Dünya Düzeni (YDD) ile birlikte dünyanın her tarafında akıl almaz
gelişmelere tanık oluyoruz. Kötüleşme ekonomik, sosyal, politik, kültürel kısaca
her alanda göze çarpıyor. Afganistan'ın Irak'ın işgali korkunç boyutlara varan
bir kırıma dönüştü. İsrail, Lübnan’a saldırdı ve 34 gün boyunca bombardımana
tuttu. Gazze'yi işgale devam ediyor ve Filistin'e yönelik katliamını sürdürüyor.
Somali'de, Dafur ve Uganda'da çatışmalar hız kesmiyor. Kongo'da 4 milyon insan
katledildi. Dünyanın birçok bölgesi savaş tehlikesi altında. Birleşmiş Milletler
bu gelişmeler karşısında mazlumdan yana değil, ABD emperyalist katillerinin
çıkarına kararlar alıyor. Küresel emperyalizme karşı kurum ve kuruluşlar,
emperyalist-kapitalist saldırıyı durduracak örgütlülük ve organizasyondan
yoksunlar.
Görüldüğü gibi bütün içtenlikle karşı çıktığımız kötülüklerle karşı karşıyayız.
Ancak kötülüklerin nedeninin doğru kavramadığımız sürece, karşı çıkıp
engellemememizin de olanağı yoktur. Yeryüzünde yaşanan bu kötülüklerin;
sosyalistle olarak bir takım kötü yürekli insanların işi olmadığını,
emperyalist-kapitalist sistemden kaynaklandığını çok iyi biliyoruz. Ünlü filozof
Spinoza diyor ki: "Ne gül, ne de ağla ama anla". Gerçekten de karşısında yer
aldığımız bu sistemi değiştireceksek, onun ne olup olmadığını anlamadığımız
sürece değiştirme eylemini başaramayız.
BUHRAN KÜRESELDİR
Basitleştirerek söylersek; insanların önemli bir bölümü değişimden habersizdir.
Bu denli basit bir bilgiyi bile bilincine çıkaramamıştır. Onlara göre insanlık;
ekonomik - sosyal - toplumsal olarak böyle gelmiş böyle gitmektedir. Ama
bilimden ve aydınlıktan yana olanlar için, insanlık tarihi büyük değişim
içindedir. Bu yüzden de tarihte büyük alt üst oluşlar yaşanmış, büyük buhranlar
yaşanmış ve bir önceki sistemi bir sonraki sistem alt etmiştir.
Yine bilim bize öğretmiştir ki, herhangi bir sosyo-ekonomik sistemin varlığını
sürdürebilmesi, o sistemin üretim gücünü güçlendirebilmesine bağlıdır. Bu
anlamda Marksizm’i kabaca eleştirmeye alışmış olanlara göre; "Marks her şeyi
ekonomiye indirir". Bu görüş Marks'a yapılmış en büyük haksızlıktır. Çünkü Marks
bir sistem değişiminden söz ederken pek çok olguyu asla göz ardı etmiş değildir.
Örneğin; din, ahlak, felsefe, sınıf psikolojisi ve önderlerin yetenekleri gibi
pek çok karmaşık şey gelişmeyi etkileyecektir.
Üretim araçlarını geliştiren, kültürel ve çağdaş gelişmelere kapı aralayan,
gelişen bir toplumun bakış açısı, yerinde sayan bir toplumun psikolojisinden çok
değişik olacağı bir gerçektir.
Kapitalizm, ilk devresinde büyük başarılar elde etti. Üretim güçlerini önceki
duruma göre görülmemiş derecede geliştirdi. Sömürü ve haksızlık kapitalizmin
değişmez doğası olmasına karşın; insanlar toplumun ilerlediği savına çakılıp
kaldılar ve bu inanç insanlarda bugünün dünden daha iyi olduğu, yarının sa
bugünden daha iyi olacağı saplantısını yarattı.
Yazımızın başında da belirttiğimiz gibi 21. yüzyılın başında söylenenlerin kısa
zamanda koskocaman bir yalan olduğu çabucak anlaşıldı. Duyulan iyimserlik yerini
hoşnutsuzluğa ve karamsarlığa bıraktı. Ancak insanlık kapitalizmin kötülüğünü
etinde kemiğinde yaşayarak öğrendi. Yolun sonuna gelindiğinin ayırdına varmaya
başladı.
19.yüzyılda Burjuvazinin temel öğretisi (ideolojisi) olan liberalizm, kuramsal
olarak gelişme ve demokrasi anlamına gelirken; bugünkü neo-liberalizm, insanlık
için bütün kötülüklerin gerçek nedenidir. Sömürü, yağma, evrenin yok olmayla
karşı karşıya gelişi, çevre sorunları emperyalist-kapitalist sistemin eseridir.
ABD'nin ve bütün dünyanın gerçek yöneticileri olan uluslararası şirketlerin bir
tek amacı vardır; o da kendi kasalarını doldurmaktır. Bu yüzden dünyanın dört
bir yanında savaş, talan, yağma, el koyma ve özelleştirmeler bu azgın
Burjuvazinin en belirgin özellikleri olarak insanlığın gündemine gelmektedir.
EMPERYALİST_KAPİTALİST SİSTEMİN
POLİTİKASI
Emperyalist-kapitalist sistem politikasını savaş yoluyla sürdürüyor. ABD'nin bu
nedenle silahlanmaya ayırdığı para 500 milyar dolardır. Bir başka deyişle ABD
dünyada silahlanmaya ayrılan harcamanın yüzde 40'ını, Fransa, İngiltere, Almanya
yüzde 5'er paylarla yüzde 15'ini Rusya ise yüzde 6'sını ayırmaktadır.
ABD emperyalistleri silahlanmaya harcadığı para nedeniyle gücünün ayırdındadır.
Bu yüzden her türlü uzlaşma, görüşme ve diplomasinin yerini ABD dilinde
"vururum, kırarım, ezerim, yok ederim, işgal ederim" lafızları yer alıyor. Busch
ve çevresinin Pakistan'a yönelik; Taliban'a karşı işbirliği yapmazsanız; "taş
devrine dönmeye hazır olun" demesini unutmamak gerekiyor.
ABD emperyalistlerinin işi bu boyutlara vardırması emperyalist-kapitalist
sistemin sonunun geldiğini gösteriyor. Çelişkileri bu denli boyutlandıran sistem
artık yolun sonuna gelmiş bulunmaktadır.
Küresel emperyalizmin acımasızlığının bir açıklaması olması gerekir.
Afganistan'ın ve Irak'ın işgali sonrasında ABD emperyalizminin acımasızlığını
anlatmaya hangi dil yetebilir? İşgali önleyemeyen AB'nin ABD emperyalistlerini
yaptıkları işkenceleri ve kitle katliamlarını saklayamayıp açıklamak zorunda
kalması sistemin bunalımının giderek gizlenemez boyulara geldiğinin alenileşmesi
değildir de nedir?
Ne var ki; küresel emperyalizm Suriye'ye, Venezüella’ya ve diğer Latin Amerika
ülkelerine emperyalizme boyun eğmeyen her ülkeye "kodum mu oturturum" yaklaşımı
sergileyerek kanlı ve zalim yüzünü göstermekten çekinmiyor. Küba'ya karşı
uyguladığı ambargo politikasıyla Küba sosyalizmini yıkmak istiyor.
ABD emperyalistleri "terör"den söz ederek dünyanın her tarafında terörün
tartışmasız sorumluları olarak gündeme geliyorlar. Suçlarını gizleyemiyorlar.
İNSANLIK UYANIYOR
Temel sorunun sistemden kaynaklandığı ortaya sıktı. SSCB'nin yıkılışı ile
birlikte Marks'ı Marks hatalıydı ve artık ekonomik krizler geçmişte kaldı
diyerek al ovuşturanların mumu "yalancının mumu yatsıya kadar yanar" örneğinde
olduğu gibi yandı ve söndü. Kapitalist sistem büyük bir bunalım yaşıyor. Üretim
gücünün gelişmesi durdu. Sermaye birikimi akıllara durgunluk verecek boyutlara
ulaştı. Tekelleşme ve şirketlerin devredilmesi sürüyor. Fabrikalar kapatılıyor,
işçilere çıkışı veriliyor.
Neo-liberalizmin sonucu küçük bir azınlık korkunç derecede zenginleşirken,
çalışanların gelirden aldıkları pay durmadan azalıyor. Zenginlerle yoksullar
arsındaki uçurumu artık bir ölçüye vurmanın bile olanağı kalmadı.
ABD'de üretim yüzde 30 artmasına karşın çalışanların kazancı yerinde sayıyor. Bu
da sınıflar arası patlamayı sınır noktasına kadar getiriyor. Kısacası ABD'de
eşitsizlik rekor düzeye ulaştı. Bütün dünyada aynı durum görülüyor. İşsizlik
büyüyor, çalışanlara verilen ödünler birer birer alınıyor. The Economist'in
yaptığı açıklamaya göre İtalya dünya pazarında yarışmak için 500 bin işçinin
işine son vermek ve çalışanların da ücretlerini yüzde 30 indirmek zorunda.
Kapitalizm dünya ticaretini arttırarak yani bütün dünyayı tek bir dünya pazarı
içine çekerek işi bir süre götürdü. Ancak burada da hesap hatası yapıldı. Ucuz
Çin mallarının kapının önüne yığılacağı hesap edilmedi. Şimdiyse başta ABD olmak
üzere diğer kapitalist ülkelerde serbest ticaretin önü kesilmek isteniyor. Dünya
Ticaret Örgütü'nün Doha toplantısında çelişkiler yüzünden iptal edildi. Hiçbir
anlaşma yapmanın olanağı kalmadı.
ABD ve diğer emperyalist ülkelerde işler tersine dönmek üzere. Büyük bir buhran
patlamak üzere kapıda. Küresel emperyalizm; kapitalizmin küresel buhranı olarak
ortaya çıkmış durumda...
TEK KURTULUŞ SEÇENEĞİ SOSYALİZM
SSCB'nin çöküşünü bayram sayıp kutlayanların pili kısa sürede bitti. YDD ile
birlikte insanlığa mutlu bir gelecek vaat edenlerin çırası söndü. Ortalıkta ne
barış var, ne gönenç toplumu, ne de doğru dürüst bir gelecek.
Bütün bunların anlamı, yıkılan bir sistemin yerini yeni bir sisteme yani
Sosyalizm'e bırakması direnmeden, karşı koymadan, savaşmadan söz konusu
olmadığıdır. Bugün dünyamızda yaşanan savaşın, terörün ve her türlü şiddetin
dedeni de kapitalist sistemin ölüm döşeğinde olmasıdır.
Venezüella Devlet Başkanı Chavez'in "Halklar uyanıyor. Halklar ayağa kalkıyor"
sözünü yabana atmamak gerekiyor. Çünkü dünya ayakta. Yığınlar ABD'nin Irak'ta
yaptıklarının karşısında. Gücünün sonsuz olduğunu düşünen ABD ve yöneticileri
yolun sonuna geldiler. Venezüella ile birlikte fay hattı kırıldı. Şimdi deprem
ABD'nin burnunun dibinde ki Meksika'da dahil Şili, Bolivya, Peru, Nikaragua'da
kopuyor.
Sosyalizm karşıtları ve sosyalizme inancı sarsılanlar için dong çaldı. Geniş
emekçi yığınların sosyalizm programı ile, parti önderliğinde kapitalist sistemin
kalelerini düşürmeleri sonucu yeni bir dünya kurulacak. Artık insanlığın
kapitalist barbarlığa katlanması olanaksız. Şimdi, NEDEN SOSYALİZM? sorusuna
yanıt verilmiş bulunmaktadır. UNUTMAYALIM!...
İLETİŞİM FORMU
NOT: MESAJLARINIZ EN GEÇ İKİ GÜN
İÇERİSİNDE CEVAPLANDIRILACAKTIR
NOT: telefon numaranızı yazmak istemiyorsanız birkaç rakam yazınız.
SAYFA BAŞI
GİRİŞ SAYFASI
ANA SAYFA |