Turgut Koçak

turgutkocak@tsip1974.com

turgut.kocak@hotmail.com

NEDEN SOSYALİZM?

21. yüzyılın başından itibaren insanlığın sorunlarına bilimin yanıt verdiği söylenegeliyor. Bu bağlamda sözde insanoğlu hastalıkların pençesinden kurtuluyor, eğitim hakkından yaralanarak cahilliğini gideriyor, başını sokacak bir konuta kavuşuyor, doğa insan eliyle değiştirilerek insanlığın hizmetine sokuluyor.

Acaba böyle mi oluyor?

Ne yazık ki gerçeklerin böyle olmadığını görüyoruz. Bilim ve teknoloji emperyalist-kapitalist sistemin hizmetinde yani kitle kırım silahlarının yapılması yolunda sınır tanımaz gelişmelerin aracı oluyor. Dünyanın dört bir yanında açlık ve yoksulluk kol geziyor, dünyanın yoksul insanları eğitimsiz, hastalıkların pençesinde kırılıyor, insanlığın büyük bir bölümü acılar içinde kıvranırken bir avuç insan akıl almaz zenginliklerin sahibi oluyor.

Bilim ve teknolojinin bu denli geliştiğinden söz edenler, söz 8 milyon insanın paraları olmadığı için öldüklerine, 100 milyon çocuğun başlarını sokacak bir evleri olmadığı için yine sokaklarda doğduğuna, yaşadığına ve öldüğüne gelince gıkları çıkmıyor.

Yeni Dünya Düzeni (YDD) ile birlikte dünyanın her tarafında akıl almaz gelişmelere tanık oluyoruz. Kötüleşme ekonomik, sosyal, politik, kültürel kısaca her alanda göze çarpıyor. Afganistan'ın Irak'ın işgali korkunç boyutlara varan bir kırıma dönüştü. İsrail, Lübnan’a saldırdı ve 34 gün boyunca bombardımana tuttu. Gazze'yi işgale devam ediyor ve Filistin'e yönelik katliamını sürdürüyor. Somali'de, Dafur ve Uganda'da çatışmalar hız kesmiyor. Kongo'da 4 milyon insan katledildi. Dünyanın birçok bölgesi savaş tehlikesi altında. Birleşmiş Milletler bu gelişmeler karşısında mazlumdan yana değil, ABD emperyalist katillerinin çıkarına kararlar alıyor. Küresel emperyalizme karşı kurum ve kuruluşlar, emperyalist-kapitalist saldırıyı durduracak örgütlülük ve organizasyondan yoksunlar.

Görüldüğü gibi bütün içtenlikle karşı çıktığımız kötülüklerle karşı karşıyayız. Ancak kötülüklerin nedeninin doğru kavramadığımız sürece, karşı çıkıp engellemememizin de olanağı yoktur. Yeryüzünde yaşanan bu kötülüklerin; sosyalistle olarak bir takım kötü yürekli insanların işi olmadığını, emperyalist-kapitalist sistemden kaynaklandığını çok iyi biliyoruz. Ünlü filozof Spinoza diyor ki: "Ne gül, ne de ağla ama anla". Gerçekten de karşısında yer aldığımız bu sistemi değiştireceksek, onun ne olup olmadığını anlamadığımız sürece değiştirme eylemini başaramayız.

BUHRAN KÜRESELDİR

Basitleştirerek söylersek; insanların önemli bir bölümü değişimden habersizdir. Bu denli basit bir bilgiyi bile bilincine çıkaramamıştır. Onlara göre insanlık; ekonomik - sosyal - toplumsal olarak böyle gelmiş böyle gitmektedir. Ama bilimden ve aydınlıktan yana olanlar için, insanlık tarihi büyük değişim içindedir. Bu yüzden de tarihte büyük alt üst oluşlar yaşanmış, büyük buhranlar yaşanmış ve bir önceki sistemi bir sonraki sistem alt etmiştir.

Yine bilim bize öğretmiştir ki, herhangi bir sosyo-ekonomik sistemin varlığını sürdürebilmesi, o sistemin üretim gücünü güçlendirebilmesine bağlıdır. Bu anlamda Marksizm’i kabaca eleştirmeye alışmış olanlara göre; "Marks her şeyi ekonomiye indirir". Bu görüş Marks'a yapılmış en büyük haksızlıktır. Çünkü Marks bir sistem değişiminden söz ederken pek çok olguyu asla göz ardı etmiş değildir. Örneğin; din, ahlak, felsefe, sınıf psikolojisi ve önderlerin yetenekleri gibi pek çok karmaşık şey gelişmeyi etkileyecektir.

Üretim araçlarını geliştiren, kültürel ve çağdaş gelişmelere kapı aralayan, gelişen bir toplumun bakış açısı, yerinde sayan bir toplumun psikolojisinden çok değişik olacağı bir gerçektir.

Kapitalizm, ilk devresinde büyük başarılar elde etti. Üretim güçlerini önceki duruma göre görülmemiş derecede geliştirdi. Sömürü ve haksızlık kapitalizmin değişmez doğası olmasına karşın; insanlar toplumun ilerlediği savına çakılıp kaldılar ve bu inanç insanlarda bugünün dünden daha iyi olduğu, yarının sa bugünden daha iyi olacağı saplantısını yarattı.

Yazımızın başında da belirttiğimiz gibi 21. yüzyılın başında söylenenlerin kısa zamanda koskocaman bir yalan olduğu çabucak anlaşıldı. Duyulan iyimserlik yerini hoşnutsuzluğa ve karamsarlığa bıraktı. Ancak insanlık kapitalizmin kötülüğünü etinde kemiğinde yaşayarak öğrendi. Yolun sonuna gelindiğinin ayırdına varmaya başladı.

19.yüzyılda Burjuvazinin temel öğretisi (ideolojisi) olan liberalizm, kuramsal olarak gelişme ve demokrasi anlamına gelirken; bugünkü neo-liberalizm, insanlık için bütün kötülüklerin gerçek nedenidir. Sömürü, yağma, evrenin yok olmayla karşı karşıya gelişi, çevre sorunları emperyalist-kapitalist sistemin eseridir. ABD'nin ve bütün dünyanın gerçek yöneticileri olan uluslararası şirketlerin bir tek amacı vardır; o da kendi kasalarını doldurmaktır. Bu yüzden dünyanın dört bir yanında savaş, talan, yağma, el koyma ve özelleştirmeler bu azgın Burjuvazinin en belirgin özellikleri olarak insanlığın gündemine gelmektedir.

EMPERYALİST_KAPİTALİST SİSTEMİN POLİTİKASI

Emperyalist-kapitalist sistem politikasını savaş yoluyla sürdürüyor. ABD'nin bu nedenle silahlanmaya ayırdığı para 500 milyar dolardır. Bir başka deyişle ABD dünyada silahlanmaya ayrılan harcamanın yüzde 40'ını, Fransa, İngiltere, Almanya yüzde 5'er paylarla yüzde 15'ini Rusya ise yüzde 6'sını ayırmaktadır.

ABD emperyalistleri silahlanmaya harcadığı para nedeniyle gücünün ayırdındadır. Bu yüzden her türlü uzlaşma, görüşme ve diplomasinin yerini ABD dilinde "vururum, kırarım, ezerim, yok ederim, işgal ederim" lafızları yer alıyor. Busch ve çevresinin Pakistan'a yönelik; Taliban'a karşı işbirliği yapmazsanız; "taş devrine dönmeye hazır olun" demesini unutmamak gerekiyor.

ABD emperyalistlerinin işi bu boyutlara vardırması emperyalist-kapitalist sistemin sonunun geldiğini gösteriyor. Çelişkileri bu denli boyutlandıran sistem artık yolun sonuna gelmiş bulunmaktadır.

Küresel emperyalizmin acımasızlığının bir açıklaması olması gerekir. Afganistan'ın ve Irak'ın işgali sonrasında ABD emperyalizminin acımasızlığını anlatmaya hangi dil yetebilir? İşgali önleyemeyen AB'nin ABD emperyalistlerini yaptıkları işkenceleri ve kitle katliamlarını saklayamayıp açıklamak zorunda kalması sistemin bunalımının giderek gizlenemez boyulara geldiğinin alenileşmesi değildir de nedir?

Ne var ki; küresel emperyalizm Suriye'ye, Venezüella’ya ve diğer Latin Amerika ülkelerine emperyalizme boyun eğmeyen her ülkeye "kodum mu oturturum" yaklaşımı sergileyerek kanlı ve zalim yüzünü göstermekten çekinmiyor. Küba'ya karşı uyguladığı ambargo politikasıyla Küba sosyalizmini yıkmak istiyor.

ABD emperyalistleri "terör"den söz ederek dünyanın her tarafında terörün tartışmasız sorumluları olarak gündeme geliyorlar. Suçlarını gizleyemiyorlar.

İNSANLIK UYANIYOR

Temel sorunun sistemden kaynaklandığı ortaya sıktı. SSCB'nin yıkılışı ile birlikte Marks'ı Marks hatalıydı ve artık ekonomik krizler geçmişte kaldı diyerek al ovuşturanların mumu "yalancının mumu yatsıya kadar yanar" örneğinde olduğu gibi yandı ve söndü. Kapitalist sistem büyük bir bunalım yaşıyor. Üretim gücünün gelişmesi durdu. Sermaye birikimi akıllara durgunluk verecek boyutlara ulaştı. Tekelleşme ve şirketlerin devredilmesi sürüyor. Fabrikalar kapatılıyor, işçilere çıkışı veriliyor.

Neo-liberalizmin sonucu küçük bir azınlık korkunç derecede zenginleşirken, çalışanların gelirden aldıkları pay durmadan azalıyor. Zenginlerle yoksullar arsındaki uçurumu artık bir ölçüye vurmanın bile olanağı kalmadı.

ABD'de üretim yüzde 30 artmasına karşın çalışanların kazancı yerinde sayıyor. Bu da sınıflar arası patlamayı sınır noktasına kadar getiriyor. Kısacası ABD'de eşitsizlik rekor düzeye ulaştı. Bütün dünyada aynı durum görülüyor. İşsizlik büyüyor, çalışanlara verilen ödünler birer birer alınıyor. The Economist'in yaptığı açıklamaya göre İtalya dünya pazarında yarışmak için 500 bin işçinin işine son vermek ve çalışanların da ücretlerini yüzde 30 indirmek zorunda.

Kapitalizm dünya ticaretini arttırarak yani bütün dünyayı tek bir dünya pazarı içine çekerek işi bir süre götürdü. Ancak burada da hesap hatası yapıldı. Ucuz Çin mallarının kapının önüne yığılacağı hesap edilmedi. Şimdiyse başta ABD olmak üzere diğer kapitalist ülkelerde serbest ticaretin önü kesilmek isteniyor. Dünya Ticaret Örgütü'nün Doha toplantısında çelişkiler yüzünden iptal edildi. Hiçbir anlaşma yapmanın olanağı kalmadı.

ABD ve diğer emperyalist ülkelerde işler tersine dönmek üzere. Büyük bir buhran patlamak üzere kapıda. Küresel emperyalizm; kapitalizmin küresel buhranı olarak ortaya çıkmış durumda...

TEK KURTULUŞ SEÇENEĞİ SOSYALİZM

SSCB'nin çöküşünü bayram sayıp kutlayanların pili kısa sürede bitti. YDD ile birlikte insanlığa mutlu bir gelecek vaat edenlerin çırası söndü. Ortalıkta ne barış var, ne gönenç toplumu, ne de doğru dürüst bir gelecek.

Bütün bunların anlamı, yıkılan bir sistemin yerini yeni bir sisteme yani Sosyalizm'e bırakması direnmeden, karşı koymadan, savaşmadan söz konusu olmadığıdır. Bugün dünyamızda yaşanan savaşın, terörün ve her türlü şiddetin dedeni de kapitalist sistemin ölüm döşeğinde olmasıdır.

Venezüella Devlet Başkanı Chavez'in "Halklar uyanıyor. Halklar ayağa kalkıyor" sözünü yabana atmamak gerekiyor. Çünkü dünya ayakta. Yığınlar ABD'nin Irak'ta yaptıklarının karşısında. Gücünün sonsuz olduğunu düşünen ABD ve yöneticileri yolun sonuna geldiler. Venezüella ile birlikte fay hattı kırıldı. Şimdi deprem ABD'nin burnunun dibinde ki Meksika'da dahil Şili, Bolivya, Peru, Nikaragua'da kopuyor.

Sosyalizm karşıtları ve sosyalizme inancı sarsılanlar için dong çaldı. Geniş emekçi yığınların sosyalizm programı ile, parti önderliğinde kapitalist sistemin kalelerini düşürmeleri sonucu yeni bir dünya kurulacak. Artık insanlığın kapitalist barbarlığa katlanması olanaksız. Şimdi, NEDEN SOSYALİZM? sorusuna yanıt verilmiş bulunmaktadır. UNUTMAYALIM!...

 

İLETİŞİM FORMU

NOT: MESAJLARINIZ EN GEÇ İKİ GÜN İÇERİSİNDE CEVAPLANDIRILACAKTIR

 

NOT: telefon numaranızı yazmak istemiyorsanız birkaç rakam yazınız.

 

               [- Sayfayı yazdır - ]                        


SAYFA BAŞI

GİRİŞ SAYFASI

ANA SAYFA