SİLAH SANAYİ ve ABD EMPERYALİZMİ

            Dünyada silahlanmaya ayrılan para ile açlık ve sefaleti ortadan kaldırmak olasıyken, ne yazık ki bu yönde bir gelişme olmuyor. Dünyada her yıl kötü beslenmekten kaynaklı başta Afrika olmak üzere, binlerce insan yaşamını yitiriyor. Yaşamını yitirenlerin büyük bir bölümünü ise çocuklar oluşturuyor. Milyonlarca insan, yetersiz beslenmenin yanında eğitim, sağlık gibi en temel haklardan yoksun olduğu gibi barınma sorunuyla da karşı karşıya. Daha da kötüsü, insanlığın geleceğini tehdit eden küresel kapitalist-emperyalist sistem yüzünden durdurulması olanaksız çevre sorunları yaşanacağını bilim insanları şimdiden haber veriyor.

            Koşulların olumsuzluğuna karşın odağına insanı almayan ABD emperyalizmi sürekli olarak silahlanmakla kalmıyor, bu yöndeki çabalarının büyük bir kısmını kitle imha silahları için kullanıyor. Bir yandan kendisi olağanüstü kitle imha silahlarına yönelirken Kuzey Kore gibi, İran gibi ülkeleri nükleer silah üretmeye yönelik çalışmalar yaptıkları gerekçesiyle eleştiri bombardımanına tutmakla kalmıyor, cezalandırmaktan söz ederek Ali kıran baş kesen kesiliyor.

            Oysa ABD emperyalistleri bütün dünya halklarına kan kusturmak ve onları sömürmek için ne kural ne de sınır tanıyor. Irak’ta; Amerikalıların ölümüne sebep olduğu insan sayısı neredeyse 2 milyona yaklaşıyor. Gelinen noktaya bakıldığı zaman daha binlerce insanın yaşamını yitireceği görülüp duruyor.

            Peki, ABD’yi böylesine pervasızlaştıran şey ne olabilir?

            Yazımızda emperyalizmin ne menet şey olduğunu anlatmak için bir sürü kurumsal şey üzerinde duracak değiliz. Ama küresel emperyalizmin sonuçlarını birkaç çarpıcı rakam vererek gözler önüne sermeye çalışacağız.

            ABD, her yıl silahlanmaya 500 milyar doların üzerinde bir para ayırmaktadır. Bu para aşağı yukarı tüm dünyada silahlanmaya harcanan paranın % 40’ı kadardır. Yine ABD emperyalistleri başka ülkelere silah satma konusunda ilk sırayı almaktadır. Üretilen silahlar teknolojik olarak en gelişkin ve sonuçları bakımından en etkili silahlardır.

            Böylesine üstün silah gücüne sahip olan ABD emperyalizmi neredeyse hiç zayiat vermeksizin savaş kazanacağını düşünmektedir. Bu yüzden de ABD emperyalizmi ikinci ve üçüncü ülkelere karşı sürekli olarak küstah ve pervasızdır. Amerikan emperyalistleri Irak’ın işgal edilmesi gündeme geldiği günlerde kendi içinde ve dünyaya yönelik; sahip olduğu silah gücü nedeniyle neredeyse sıfır zayiatla savaş kazanacağının propagandasını yapıyordu. Bu propaganda başlangıçta etkilide oldu denilebilir.   

            Ancak ne zaman Irak’ta direnişle yüz yüze gelindi ve kayıplar verilmeye başlandı ABD silahlı güçlerinin de tüm moralleri alt üst oldu. ABD birliklerinin içinde aynı zamanda yılgınlık ve çözülme de başladı. ABD ordusunda kaçışlar hızlandığı gibi savaşa gitmemek için yollar arayanların sayısı da arttı. ABD ordusuna asker bulmakta zorlandı.

            Yani silah tekniği bu denli geliştirmiş olan ABD emperyalistleri onca paraya karşın Vietnam’dan başlayarak, şimdi de Irak’ta batağa saplanmaktan kurtulamadılar. Salt bu yüzden ABD savaşın sonucu olan savaş hastaları ile doldu. Dolmaya da devam ediyor.

            ABD emperyalistleri artık Irak’ta savaşı yitirdiklerini gizleyemiyorlar. En yetkili ağızlardan Irak’ta savaşın yitirildiği dile getiriliyor. Dün Bush’la aynı çetenin içinde yer alanlar birer birer ayrılmakla kalmıyorlar, aynı zamanda savaşın yitirildiğini de söylüyorlar. Savaşın yitirilmesi aynı zamanda yitiren tarafın çekip gitmesini de getiriyor. Ne var ki, ABD’nin Irak’tan nasıl çekip gideceğinin alt yapısının olmaması önemli sıkıntılar yaratıyor. Çünkü ABD işgali Irak’ı etnik ve inanç kimliklerine göre öyle bir bozdu ki, ABD’nin çekip gittiğinde sonucun ne olacağını kestirmek gerçekten çok zor.

            ABD emperyalistleri Irak’ta savaşı yitirmiş olsa bile Büyük Ortadoğu Projesi’nden (BOP) vazgeçmiş değil. Bu nedenle kendisinden BOP’un eşbaşkanı olarak söz eden Başbakan Recep Tayip Erdoğan, ABD’nin isteği doğrultusunda İran, Suriye, Ürdün vb. dolaşıp duruyor. Ziyaretlerinin sonuçlarını ise Bush’la paylaşarak ABD emperyalizmine kolaylıklar sağlıyor.

            Şimdi bir anımsatma yapmakta yarar bulunuyor. Geçmişte SSCB’ye karşı emperyalist dünyanın sürdürdüğü soğuk savaşı bir gözümüzün önüne getirelim. Sovyetleri kuşatmak için oluşturulan Yeşil Kuşak formülünün kahramanları kimlerdi?

            Radikal Müslümanlar. Bugün ABD karşıtı Usame Bin Ladin dahil o dönemde pek çok İslami kimlikli örgüt antikomünist kimlikleriyle yer aldılar. Sovyetler yıkıldı, soğuk savaş bitti. Ne var ki, ABD emperyalizminin dünya çapında sömürüsünü sürdürmek ve egemenlik sağlama isteğine haklılık kazandırmak için düşmanlara gereksinimi vardı, buldu da. Eski dostlar. ABD silah tekellerinin ürettiği silahlar böylelikle hem kolaylıkla alıcı bulacak hem de ABD emperyalistleri olağanın dışında tepki görmeksizin silahlanmayı sürdüreceklerdi.

            ABD’nin çıkarları Ortadoğu’yu işaret ettiği için gelişmeler bugün ki noktaya ulaştı. ABD’nin gelecek tepkileri karşılamak ve amacına ulaşmak için bölgede kendisiyle birlikte davranacak güçlere gereksinimi vardı. Bu güçler ise ABD diliyle Ilımlı İslam tanımlaması yapıldı. Bu tanımlamaya karşı cılız da olsa özellikle askerden tepki gelmesine karşın ileti (mesaj) yerini buldu. Ilımlı İslam AKP idi, zaten büyük bir çoğunlukla iktidara gelmişlerdi.

            Şimdi Kasım 2002’den bu yana AKP’nin yöneticilerinin ABD emperyalistleri ile ilişkilerini gözden geçirdiğimizde yukarıda dile getirmeye çalıştığımız görüşlerin doğruluğunu bütün çıplaklığı ile görürüz. Başbakan Recep Tayip Erdoğan başta olmak üzere, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün Eski Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış’ın İstanbul Milletvekili Egemen Bağış’ın özellikle de Cüneyd Zapsu’nun ABD ile doğrudan ve dolaylı olarak yürüttükleri tüm görüşmeleri deşifre etmek ve sonuçlarına bakmak gerekir. Sonuç itibari ile Recep Tayip Erdoğan üstünden Türkiye’ye biçilen rol tıpkı SSCB’ye karşı yürütülen soğuk savaş nedeniyle SSCB’nin kuşatılması için İslami yapılara verilen rolün bir benzeridir. Bu nedenle ABD emperyalistleri önümüzde yapılacak olan Cumhurbaşkanı ve Genel seçimlerle yakından ilgilenmektedirler. Öyle ki kimi ABD basın organlarında Cumhurbaşkanı seçimleri nedeniyle askerin darbe bile yazılıp çizilmektedir. Bütün bunlar göz önünde bulundurulduğunda Türkiye’nin ivedi olarak hem AKP’den hem de Amerika’dan kurtulması gerekiyor.

            AKP, AB ile işlerin kötüye gitmesiyle birlikte daha önceki dönemlerde olduğu gibi bir kez daha ABD’nin kucağına zıplayıverdi. Bu politikanın ilki Türkiye’nin savaş uçağı alma girişimiyle ortaya çıktı.

            Türkiye bilindiği gibi AB ülkelerinden İngiltere, Almanya, İtalya ve İspanya’nın ortaklığında kurulan Eurofighter’in tüm öneri ve çözümlerini masanın dışına itti. Bu karara varmasını ise Avrupa Savunma Sanayi (EDA) ajansına Türkiye’nin üyeliğini Kıbrıs Rum Kesimi’nin vetosunun kaldırılmamasına bağladı.

            Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, Savunma Sanayi İcra Komitesi (SSİK) toplantısından sonra konu ile ilgili açıklamalar yaparak bir Amerikan şirketi olan JSF projesine katılınacağı yönünde bilgiler verdi.

            9 ortaklı JSF’nin yararları ise şöyle sıralandı;

            * Türkiye BM veya NATO operasyonlarına katıldığında kullandığı uçakların aynı olması nedeniyle ortak harekat kabiliyetinin artacağı.

            * Dünyada ne kadar JSF satılırsa, Türkiye projedeki katılım hakkı kadar pay alacak.

            * Türkiye’nin projeye katılması diğer ülkelerin birim başına düşen maliyetlerini düşürecek.

            Demek ki, AKP eliyle savaş uçağı üretecek olan JSF’ye Türkiye’nin de katılımı sağlanacak.

            Bir başka önemli karar ise Türkiye’nin Amerika’dan 10 milyar dolar tutarında F-35 savaş uçakları satın alacak olması.

            Ülkemizin ekonomik olarak içinde bulunduğu durum göz önünde bulundurulduğunda 10 milyar dolarlık savaş uçağı alma kararının eleştirilmesi bir yana, uçakların ABD’den alınması oldukça üzerinde durulacak bir konudur. Türkiye egemenleri her konuda olduğu gibi, silah alımı konusunda da Türkiye’yi ABD’ye bağımlı hale getirerek adeta Türkiye’nin elini kolunu bağlamışlardır. Hele de bu seçimde “Türkiye BM veya NATO operasyonlarına katıldığında kullandığı uçakların aynı olması nedeniyle ortak harekat kabiliyetinin artacağı” yönünde bir yarardan söz edilmesinin ise AKP zihniyetinin ve bu zihniyette devletin içinde yuvalananların ne büyük tehlikeleri Türkiye’nin başına sarmaya teşne olduklarını göstermesi bakımdan oldukça ilginçtir.

            Diğer yandan Türkiye’de ABD emperyalizmi karşıtlığı ne denli yükselirse yönetim katında olanların o kadar Amerikancı olmaları ise anlaşılır bir şey değildir. AKP, Amerikancı politikanın şampiyonu konumundadır. Kimseye danışmamaya alışkın olan AKP öyle anlaşılıyor ki, oyunu aldığı kitlenin yönelimini de dikkate almamaktadır. Silahlanma şampiyonu ABD emperyalistleri ile işbirliğini elden bırakmayan AKP şimdi de Türkiye’nin 10 milyar dolarını ABD silah tekellerinin kasalarına akıtmaya hazırlanmaktadır.

            Onca uğraşılarımıza karşın bu Amerikancı zihniyetin yaptıklarını önleyemiyor olmak bizim için gerçekten de bir başarısızlıktır. Ancak bütün bunlara karşın, bir kez daha yenilemek isteriz ki;

            Türkiye AKP’den de Amerikan emperyalizminden de bir an önce kurtulmaya bakmalıdır. Yoksa gelecek çok ama çok karanlıktır.          

 

İLETİŞİM FORMU

NOT: MESAJLARINIZ EN GEÇ İKİ GÜN İÇERİSİNDE CEVAPLANDIRILACAKTIR

 

NOT: telefon numaranızı yazmak istemiyorsanız birkaç rakam yazınız.

 

               [- Sayfayı yazdır - ]              


SAYFA BAŞI

ANA SAYFA