YALAN VARSA GERÇEK DE VAR

            Yıllardır emperyalist-kapitalist sistemin yalanları ile uyutulan geniş emekçi yığınlar büyük bir yalan bombardımanına tutuldu. Sözde demokrasi yalanları ile uyutularak iliklerine, kanlarına kadar sömürüldüler. Sosyalist sistem ayakta iken sesini çıkaramayan emperyalistler, sosyalist sistemin yıkılışından sonra gemi iyice azıya aldılar ve dünya halklarını boyunduruk altına almak için ellerinden geleni yaptılar. Her gün; Afganistan'da, Filistin'de kan dökülüyor. Irak, kan denizinde yüzüyor.

            Sovyetler Birliği yıkıldıktan sonra Orta Asya'yı gezen krallıklar prensi olarak anılan Richard Perle, “bu coğrafyadan 50-60 devlet çıkar” diyor. Bu politikanın gereği olarak eyleme geçen emperyalist odakların kurum ve kuruluşları, ajanları canhıraş bir çalışma başlatarak Soros'un parasal desteğinde “Sivil Toplum” örgütleri oluşturdular. Bu kuruluşların hüneriyle “Turuncu devrimler” için kalkışmalar gerçekleşti. Ukrayna'da, Gürcistan’da başarılar kazanılırken , Özbekistan'da altlık üstlükler yaşandı. Rusya dahil, eski Sovyet ülkelerinin tamamında emperyalistler, “Sivil Toplum” örgütlenmeleri adı altında etkili örgütlenmelere gidildi. Durumun tehlikesini gören Rusya bir yandan yeni yeni örgütlenmeleri engellerken diğer yandan da bu örgütlenmelerin çoğunu kapattı, kalanlar hakkında da hukuki işlemler başlatarak üzerlerine gitti.

             Plan karanlıklar prensi olarak ünlenen Richard Parle'nin “50-60 devlet çıkar” sözüne bağlı olarak geliştirilip desteklendi. Çünkü; emperyalizm, bu bölgeleri sömürmek ve boyunduruk altına almak istiyordu. Emperyalizmin başarıya ulaşmasının yolu ise bölge devletlerinin bölünüp parçalanmasından geçiyordu. Nasıl küçücük Yugoslavya'dan 6 devlet çıkarılmışsa buralardan da 50- 60 devlet haydi haydi çıkarılırdı.

            Benzer örgütlenmelerin benzerinin  ülkemizde de gerçekleştirildiğini ve her türlü parasal desteğin de yapıldığını akıldan çıkarmamak gerekiyor. İşin daha da kötüsü bu herzeler etnik ve inanç ayrılıkları, özgürlükler ve demokrasi adına yenilmektedir.

            Oysa emperyalist-kapitalist sistemin demokrasi, özgürlük ve insan hakları ile hiç mi hiç ilgilenmediğini ABD emperyalistlerinin Irak'ı işgal etmeleri sonrasında yaşananlarla açıkça gördük. Irak üçe bölündü. Üçe bölünen Irak bir yandan işgale karşı direnirken diğer yandan da ABD emperyalistlerinin saçtığı kötü tohumlar yüzünden birbirleriyle boğuşmaya başladılar. İşgal sırasında ve sonrasında işgale direnemeyen Şiiler, işbirlikçi bir yönetim oluşturdular ve büyük ölçüde bu işbirlikçi yönetimin arkasında durdular. Bu yüzden de direnişin belkemiğini oluşturan BAAS'cıların ve Sünni Arapların hışmını üzerlerine çektiler. Son olarak Saddam Hüseyin'in, El Tikriti'nin ve Yüksek Mahkeme Başkanı'nın idam edilmesinde ABD'lilerle birlikte oynadıkları rol nedeniyle iş iyice çığırından çıktı ve iç savaş açıktan açığa yaşanmaya başladı. İntihar saldırıları ve patlatılan bombalar yüzünden her gün 100'ün üzerinde Irak'lı yaşamını yitirmektedir. Iraklılık bilincinden yoksun kendilerine “Mehdi Ordusu” adını veren Şiilere karşı operasyona girişmenin zamanının geldiğini düşünen ABD emperyalistleri sözde Irak Ordusu ile birlikte Necef'e saldırdı ve 300'ün üzerinde “Aşure Töreni”ne katılan Şii'yi katletti ve utanmadan dünyanın gözlerinin içine baka baka “direnişçi” öldürdüğünü açıkladı. Aslında ABD emperyalistleri kimin öldüğünü pek umursamamaktadır. ABD, Büyük Ortadoğu Projesi'ne uygun eylemler ve katliamlar gerçekleştirerek sonuç alacağını ummaktadır. Hem böylelikle İran'a karşı ABD'nin yapmayı düşündüğü operasyon için koşuları da hazırlamış olacaktır. Ne yazık ki, gözleri kör eden kör inanç Şiilerin gerçekleri görmesini engellemekte; işgale karşı sürdürülmesi gereken bütünlüklü savaşıma olanak vermemektedir. Ve zaten Kürtler bilinen nedenlerden ötürü ABD'nin koruması altındadır. Türkmenler ise özellikle Şii olanların önemli bir bölümünün kendilerini sadece Şii olarak tanımladıkları için iki arada bir derede konumundadırlar. 

            Burada işaret etmek istediğimiz yüz; emperyalist-kapitalist sistemin yüzüdür. Sistemin politik temsilcilerinin ve emperyalistlerle işbirliği yapanların yüzüdür. İşte biz bu yüzleri emekçi halkımızın bilincine çıkarmakla yükümlüyüz. Ortalarda demokrat demokrat kişneyenlerin tavlalarının nasıl pislik içinde yüzdüğünü göstermekle yükümlüyüz. Bu bağlamda emperyalist başkentlerde neler döndüğünü zaman olur en yetkili ağızlardan bile duymamamız olasıdır. Burjuva insancıllığının ne menem bir yalan olduğunu bıkmadan usanmadan anlamalıyız ki, emperyalizmi kendi kanında boğmak için milyonları hareket geçirelim.

            Fransa Cumhurbaşkanı Chrak, basına verdiği demeçte diyor ki, “İran, İsrail'e füze atamaz. Füze yerden kalktığı anda başkentini haritadan silerler”          

            Görüldüğü gibi bu sözü söyleyen kişi Fransa'nın cumhurbaşkanıdır ve soracağınız sayısız insan dünyada Fransa'yı uygar ve demokrasinin var olduğu bir ülke sanır. Acaba gerçekler öyle midir?

            Bundan bir düre önce Pakistan Devlet Başkanı Pervez Müşerref'e, katil Bush ne demişti anımsayalım. “Taş devrine dönmeye hazır olun!” Peki Chaque Chrak ne diyor İran'a? “... Füze yerden kalktığı anda başkentini haritadan silerler.” Bu iki sözün arasında bir fark var mıdır? Kesinlikle yoktur. Öyleyse Pakistan'ı taş devrine döndürmek; İran'ın başkentini haritadan silmek nasıl olasıdır dersiniz?

            Tabi ki, nükleer kitle kırım silahı kullanarak.

            Hem katil Bush, hem de emperyalist akılsızlığın ve insanlık düşmanlığının temsilcisi Chaque Chrac'ın sözlerinin böylesine örtüşmüş olmasına şanssız bir rastlantı denilebilir mi?

            Denilemez!

            Yazımızın girişinde de belirttiğimiz gibi, emperyalist-kapitalist sistem insanlığın en büyük düşmanıdır. Bu gerçeği doğru yorumlayıp AB'yi demokrasinin ve insan haklarının adresi olarak görmeye kalkanlara ister neo-liberal solcu bozuntuları olsunlar, isterlerse Türkiye İşbirlikçi Sermayesinin temsilcileri olsunlar kendilerine söyleyecek çok şeyimiz vardır. Eli kanlı emperyalist dünyayı Türkiye emekçi halkına örnek göstermeye kalkışanlar Fransa Cumhurbaşkanı Chaque Chrac'ın sözlerini döne döne okumalı ve akıllarını başlarına almalıdırlar. 

            Ancak bu çevrelerin olup bitenlerden ders çıkaracaklarını hiç sanmıyoruz. Dışişleri Bakanı ve Başbakan yardımcısı Abdullah Gül'ün AB'nin dönem başkanlığına Almanya'nın gelmesiyle birlikte üç başlıkta daha müzarekelerin başlatılacağına dair haberi vermesi gerçekten de ilginçtir. Sanayii ile ilgili başlık zaten müzarekeye kapatılmış değildir. Almanya'nın, Türkiye'nin AB'ye girmesi ile ilgili tavrı açıkça bilinmesine karşın sanki Türkiye'nin lehine bir düşüncesi varmış gibi Abdullah Gül tarafından dile getirilmesi Türkiye kamuoyunun açıkça kandırılmasıdır.

            Bizim, sermayenin temsilcilerine söyleyecek sözümüz kalmamıştır. Onlar açıkça ülkemizin çıkarlarını değil, bir avuç işbirlikçi tekelci çevrelerin çıkarlarını savunmaktadırlar. Olup bitenler karşısında uyanması ve sermayenin temsilcilerine açıkça tavır koyması gerekenler ülkemizin asıl sahibi emekçi halk yığınlarıdır. Yoksa, emperyalistlerin taş devrine döndürme, başkentleri haritadan silme tehditleri bugün Pakistan ve İran'a yönelik söylenmişse yarın bize de mutlaka söylenecektir.

            Emperyalist yalanları boşa çıkartmak ve onlara dünyayı dar etmek en  büyük insanlık görevidir.

            Çünkü yalan varsa gerçekte var.


İLETİŞİM FORMU

NOT: MESAJLARINIZ EN GEÇ İKİ GÜN İÇERİSİNDE CEVAPLANDIRILACAKTIR

 

NOT: telefon numaranızı yazmak istemiyorsanız birkaç rakam yazınız.

[- Sayfayı yazdır - ]


SAYFA BAŞI

ANA SAYFA