turgutkocak2009@hotmail.com

TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


DERVİŞİN FİKRİ NEYSE…

TURGUT KOÇAK (Genel Başkan)

14 EKİM 2013

Güzel bir gün. Siz Dolmabahçe Sarayı'nda odanızdasınız. Aklınızda neler yok neler. Irak ve Afganistan'ın işgalinde oynadığınız role karşın yine de yıldızınız bir türlü parlamamış. Üstlendiğiniz BOP Eşbaşkanlığı'nın da size hatırı sayılır bir yararı olmamış. Aksine giderek işler daha da bir karışmış. Kafanızdaki İslami hasletlerse bir türlü tutmuyor. Üstelik size biçilen rol model fasaryası da koskoca bir yalandan ibaret. Pohpohlanıp sürülmüşsünüz komşularınızın ve 6 - 7 yüz yıllık tarihi geçmişiniz olan ülkelerin üzerine. Müslümansınız ama Haçlı saldırılarının uçbeyi görevini üstlenmişsiniz. O kadar gaza gelmişsiniz ki, Şam'daki Emevi Camisi'nde birkaç gün içinde namaz kılacağınızı hayal etmişsiniz ya bir türlü bu hayalin sonu gelmemiş. Bir de çok derin stratejik uzmanınız var. Hatta bu uzmanınız derinliğini göstermek için 'Stratejik Derinlik' adıyla bir kitap bile yazmış. O kitap ve kitabın yazarı zatı muhterem yalan yazıp yalan söylemiyor ya; Osmanlı düşünün kebap gibi içine düşmüşsünüz. Sınırlarımızı mağripten maşrıka kadar genişletip ulu bir padişah olarak anılmanız bile mümkün. Kürtlerle barışı sağlamışsınız. Kerkük ve Musul petrollerinin musluğundan ülkenize gürül gürül petrol akıyor. Hasılı yüzyılımızın imparatorluğu olup çıkmışsınız. Diliniz değişmiş, oturup kalkmanız keza ona göre değişmiş. Esad kardeşim diye seslendiğiniz kişiye Esed deyip dalga bile geçiyorsunuz. Dünya sizden söz ediyor. Asırda bir gelen dünya liderliği şahsınıza nasip olmuş. Özetle bir dediğiniz iki edilmiyor. Kapınızda elçiler sıraya dizilmişler, hoşunuza gitmeyenlerin "vurun kafasını" diyorsunuz. Anında emriniz yerine getiriliyor. Deliğe süpürülmenizden söz edilmiş edilmesine de, daha bu eylemin emareleri görülmüyor. Yardımcınızın uyarısı etkili olmuş ki, sizi deliğe süpürmek isteyenler kullanmaya ikna olmuşlar. Ortadoğu'da kan akıyor. Maarifetleriniz sonucu Suriye'de başlar uçurulup kitle katliamları gerçekleştiriliyor. Desteklediğiniz terör mahfilleri sizi çiğnemişler Reyhanlı'da iki bomba patlatıp yüzün üzerinde yurttaşımızın ölümüne sebep olmuşlar. Sıcağı sıcağına Reyhanlı'ya bile gidemeyip Obama'nın yanına uçmuşsunuz. Karşılanmanız kusursuz mu değil mi bilemiyoruz ama en azından televizyonlara öyle yansıyor. Ancak Suriye'ye savaş açılması konusunda Obama size pas bile vermiyor. Sonra köprülerin altından sular akıyor. Siz her fırsatta Haçlı ordularını göreve çağırıp Suriye'nin işinin bitirilmesini istiyorsunuz. Ancak bu çağrınız karşılık bulmuyor. Nihayet beslediğiniz terör grupları Suriye'de kimyasal kullanıyorlar. Tam sırası deyip kolları sıvıyorsunuz. Petersburg'daki G-20 toplantısında oraya buraya laf yetiştirmekten boğazınız kuruyor ama sizi dinleyen yok. Herkes işine gücüne bakıyor. Üstelik de Ruslar, kimyasalı kimin kullandığına dair elimizde belgeler var deyip duruyor. Sonra BM'de tartışılıyor durum. BM'de Suriye'ye yönelik saldırı yapılmasını onaylayan yok. Tek başınasınız artık. Ne yapacaksınız verip veriştiriyorsunuz herkese. Ha bir de Mısır'da Mursi sorunu var. Düşündaşınız Askeri bir darbe ile devrilmiş. "Hür" dünyanın gıkı çıkmıyor. Hayret, nasıl olmaktadır da "hür" dünya darbelere karşı çıkmıyor diye düşünüyor aklınız karışıyor. Özetle Mısır'da düşündaşınızın rüyası yarıda kalıyor. Belki o başarsaydı sizde onun yolundan giderek önemli mevziler kazanabilirdiniz. Birden irkiliyorsunuz, "ah şu Gezi Parkı gösterileri yok mu" deyip dişlerinizi gıcırdatıyorsunuz. Elinizden gelse onları bir kaşık suda boğacaksınız ya, ne de olsa güçler dengesi şimdilik buna gücünüzün yetmediğini görüp 5 gencimizin ölüm emrini vermenin özgüveni ile dikleşiveriyorsunuz. Pencereye doğru yürüyüp dışarı bakıyorsunuz. Birden sıçrayıp bir Allah Allah çekiyorsunuz. "Aman Allah'ım" deyip gözlerinizi ovuşturuyor, gördüklerinize inanamıyorsunuz…

Bunlarda ne? Kızlı erkekli gençler oturmuşlar kendi aralarında konuşuyorlar. Kimisi kot giymiş, kimisi kısa etek. Omuzbaşları görülüyor. Saçları hafif esen rüzgarda bir o yana bir bu yana savruluyor. Kendinizden geçiyor, "bu ne edepsizlik, bu ne hayasızlık" diye gürlüyorsunuz. Dolmabahçe Sarayı'nın yorgun duvarları sesinizi somurup yutuyor. Üstelik sizin bas bas bağırmanızı korumalarınız bile duymuyor. Canınız burnunuzda çıktı çıkacak. Üstelik de dün dizi dibinde oturduğunuz Gülbettin Hikmetyar'da içinde Amerika'nın isteği ile BM'nin El Kaide militanı olduğu savıyla birçok kişinin mal varlıklarını dondurduğu belgesine de çakıvermişsiniz imzayı. "Yok, yok bu olamaz" diyerek yeniden dışardaki edep haya bilmeyen gençlere bakıyorsunuz, ancak kimsenin sesinizi duyduğu yok. Aaa o da ne? Birileri sesinizi duymuş bile. RTÜK, siz düşünürsünüz de duymaz mı? Hemen harekete geçmiş ve TV kanallarında müstehcenlik aramaya koyulmuş. Ancak işi zormuş bu kez RTÜK'ün. Niye derseniz, en çok da bu tür görüntüler sizin çevrenizde fır dönen kanallarda imiş. Bu yüzden de RTÜK kalmış mı iki cami arasında beynamaz olarak…

Ne diyelim sizin işiniz zor vallahi Sayın Dolmabahçe'nin hiddetli haşmetlisi…

Bu sözleri içimiz yana yana yazdık.

Siz; bir ülkenin başbakanını düşünün ki, böylesi hayallerle diş sıkıp duruyor.

Bu durumda işi zor olan sadece o kişi değildir, bizim işimizde zor hem de çok zor…


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI


ANA SAYFA