|
İŞTE MERKEZ, İŞTE KAZIKTURGUT KOÇAK Ülkemizde sermaye güçleri adına politika yapan partiler, bayılıyorlar merkez çizgide olduklarını söylemeye. Bu vıdıvıdıda bir halt bulmuş olacak ki, Deniz Baykal'ın başkanlığını yaptığı CHP de sol söyleminin önüne bir “merkez” sözcüğü oturtarak, “merkez sol” oluverdi. Kısaca kendilerini “merkez” partisi sayan partileri saydıktan sonra, şu merkez sözcüğüne değinmeyi gerekli görüyoruz: DYP, ANAP, iktidara geldiğinden bu yana AKP. Kendilerini merkezde sayan başka sermaye partileri de var ama sermaye güçleri destek verip sahneye çıkarmadıkları için, biz de şimdilik bunları es geçeceğiz. Bu üç partiye, kendisine “merkez sol” diyerek sağın oylarını almayı düşünen CHP’yi de eklemek gerekiyor. Gerekiyor diyoruz; çünkü CHP, solun ne olduğunu halka anlatarak oylarını arttırmayı değil, sağcılaşarak arttıracağını düşünüyor. Bugün parlamentoda ana muhalefet partisi olarak bulunan CHP, kendisini tamamıyla parlamento içine hapsetmiş bulunmaktadır. Parlamento’daki milletvekili dağılımı ortadadır. Bu yüzden AKP’nin çıkarmak istediği ülke ve geniş emekçi yığınları aleyhine bir tek yasayı bile engellemiş değildir. AKP’nin çıkardığı yasaların birçoğu, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından veto edilmiştir. Veto yiyen yaslar olduğu gibi geri kabul edilerek Cumhurbaşkanı onayına yeniden gönderilmiş, başka da yapılacak bir şey kalmamıştır. AKP gerçekten de bu 5. yılının içinde olduğu iktidar döneminde Türkiye işbirlikçi sermaye güçleri ve emperyalist dünyanın güvenini kazanan bir parti olma sınavı vermiştir. Bu yüzden, bu halk ve ülke düşmanı çevreler “istikrar bozulmasın” safsatasıyla bir 5 yıl daha AKP’nin iktidarda kalmasını düşünmekte; cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de Recep Tayip Erdoğan’ın ya da onun işaret ettiği birinin cumhurbaşkanı seçilmesini istemektedirler. CHP, laiklik savını sürekli öne çıkararak R. Tayyip Erdoğan’ın ya da onun işaret ettiği birinin cumhurbaşkanı olmamasından öte, yığınların sahip çıkacağı ne bir şey söylemekte, ne de yığınları bu yönde tutum belirlemeye iten bir tek miting düzenlemek gereği duymaktadır. Oysa son beş yıldır özelleştirme adı altında ülkemizin temel kurumlarından olan birçok kuruluş yabancıların eline geçmiş ve ülke ekonomisi çökertilmiş bulunmaktadır. Bu kuruluşlardan Türk Telekom’u Suudi asıllı Lübnanlı iş adamı Hariri’nin Oger Şirketi almış, son olarak bu şirket kalan üç taksiti de peşin ödeyerek kendisine Telekom’u peşkeş çeken AKP hükümetine sıcak para girişi sağlayarak minnet borcunu ödemiştir. Zaten Telekom, sağladığı yıllık kârla, bu taksitleri ödeyecek konumdadır. Üstelik Telekom, şehir içi konuşmalara yapmış olduğu zamla birlikte, salt zamlardan 1,5 milyar dolar vurgunu halkın sırtından gerçekleştirivermiştir. Diğer özelleştirilen kuruluşlardaki durum da Telekom’dan farklı değildir. Ayrıca AKP’nin üst düzey yöneticilerinin çocuklarının ve yakınlarının aldıkları ihaleler ve ticarî ilişkilerle nasıl zenginleştikleri de gözlerden gizlenememektedir. Başta İstanbul olmak üzere, AKP’nin elinde bulunan belediyelerde tam anlamıyla vurgun yaşanmaktadır. Ticarî alanda kimileri gemi almakta, kimileri yabancı şirketlerin açık ya da gizli ortaklığını yaparak, ihalelere girerek, emlâk, banka ya da yazılı ve görsel basın alanında şirketler ele geçirerek devleşmektedirler. CHP, “merkez sol”a kendisini demirlediği için parlamentoda kayıkçı dövüşünden öteye bir şey yapmayarak sola zarar vermektedir. Bu denli hukuksuzluğun, talanın, adam kayırmanın yaşandığı bir ülkede CHP, işi genel başkanı Deniz Baykal’ın öfkeli demeçleriyle idare etmeye çalışmaktadır. Çünkü CHP, kitlelerin politikada eylemli bir rol oynamasından ve bilinçlenmesinden yana değildir. Solculuğu ise, içi boş bir sözcükten ibaret hâle gelmiştir. Çünkü CHP, “sol” sözcüğünü bir aksesuar olarak kullanarak “merkez” betimlemesiyle kendisini sağ çizgiye oturtmuştur. Üstelik CHP, kendisini bir iktidar seçeneği olarak da görmediği için en haklı çıkışları bile geniş halk yığınları tarafından “hırçın” davranışlar olarak yorumlanmaktadır. Kaldı ki, CHP’nin nasıl oy oranını arttıracağı, yine kendi geçmişini öğrenmesi ve o politikalarla yığınların karşısına çıkmasıyla olasıdır. Geçmişte Bülent Ecevit’in CHP’nin oy oranını yüzde 42’lerin üstüne çıkarmış olması, CHP’nin sol söylemleriyle olmuştur. Peki, buna karşın Deniz Baykal ne yapmıştır? Solun ne olup ne olmadığı yığınlar tarafından bir ölçüde de olsa bilinmesine karşın, durup dururken, şimdi bir daha söz etmediği “Edebali solculuğu” diye bir masal uydurmuş, boyunun ölçüsünü de fazlasıyla almıştır. Şimdi gelelim şu merkez partisi olmak ne demektir? Politikada “merkez” sözcüğü, yığınların sandığı gibi ülke ve geniş halk yığınlarının çıkarını gözeten bir politik çizgiye verilen ad olmayıp, sermaye güçlerinin her koşulda çıkarlarının korumak ve kollamakla örtüşen bir çizgidir ki, bu çizginin odağında ülkemizin geniş emekçi yığınları değil, bir avuç vurguncu takımı vardır. Onların uluslar arası bağlantıları vardır. Bu partiler, kapitalizmin ve emperyalizmin gönüllü köleleri olup onların sözlerinden milim bile dışarı çıkmalarının olanağı yoktur. Bu konuda salt ülkemizdeki merkez partiler değil, en gelişmiş kapitalist ülkelerde de merkez partilerin konumlanışı emekçi düşmanlığı üzerinden olmuştur. 12 Eylül 1980’den bu yana kendilerini merkez partisi olarak tanımlamış, iktidara gelmiş ya da gelmemiş bütün siyasi partiler zenginleri çok sevmişlerdir. Bu nedenle de işbirlikçi sermaye güçlerinin emperyalist güçlerle birlikte sömürüsüne ve talanına kapıyı sonuna kadar aralamışlardır. Turgut Özal, bu politikanın en cengâver politikacısıdır. Onun döneminde ABD emperyalistleriyle kurulan ekonomik ve politik ilişkiler, ANAP ve yöneticileri, Çiller ve DYP ile sürmüş, halen Recep Tayip Erdoğan ve partisi AKP ile en yüksek düzeyinde devam ettirilmektedir. Merkez sağın ne demek olduğunu anlamak için son 5. yılını doldurmak üzere olan AKP’nin beş yıl içinde neler yaptığına bakmak, merkezin ne anlama geldiğini anlamamıza yetecektir sanırım. Son 5 yıl içinde AKP tarafından ülkeyi ayakta tutacak, üretimi ve istihdamı arttıracak bir tek yatırım bile yapılmış değildir. Bu hükümet, yönetime geldiğinden bu yana tarım çökmüş, bugüne kadar yapılmış ne kadar ülke varlığı varsa yabancılara peşkeş çekilmiş, yakınlar gözetilip kollanarak ihalelerle zengin edilmiş, halktan sürekli olarak dolaylı-dolaysız vergi alınmış, yediden yetmişe her şeye zam yapılmıştır. Halkın yaşamında ise, iyileşme adına en küçük bir şey yoktur. Bütün gerçekler ortadayken, Başbakan Recep Tayip Erdoğan işveren kuruluşlarının toplantılarında boy göstererek yabancı sermaye övgüsü yapmayı bir hüner sanmaktadır. Bu bitik ve halk düşmanı politikalar, geniş halk yığınlarına, doğruymuş gibi uydu basın tekelleri aracılığıyla propaganda yapılarak; halkın gözleri kör edilmek istenmektedir. Son olarak Hürriyet gazetesinde, zıplamayı iyi bilen, soyadına uygun bir gazeteci Fatih Çekirge aracılığıyla Cumhurbaşkanı adayı ile ilgili olarak bir haber pompalanmıştır. Bu habere göre; Çekirge, Recep Tayip Erdoğan’ın yakın çevresinden cumhurbaşkanı tarifi almıştır. Sözde, Recep Tayip Erdoğan’ı betimleyen bu tarif şöyledir: Cumhurbaşkanı aktif olacak, gerilim noktalarını aşıp Türkiye’nin normalleşmesini sağlayacak, içerde herkesi kucaklayan, bütün kurumların ahengini kollayan MERKEZİN cumhurbaşkanı olmayı hedefleyecek. Sanırım ne söylenmek istediği anlaşılmıştır. AKP merkez partisidir. İç ve dış sermaye güçlerinin çıkarlarını savunmaktadır. Seçilecek CUMHURBAŞKANI, merkezin cumhurbaşkanı olmayı hedefleyecek ve halk yığınlarına, çakılmak üzere kazık üstüne kazık çifte kavrulmuş olarak sivriltilirken, sermaye ise çifte kavrulmuş olarak vurgununa vurgun katacaktır. Alın size işte merkez, işte kazık! İLETİŞİM FORMU NOT: MESAJLARINIZ EN GEÇ İKİ GÜN İÇERİSİNDE CEVAPLANDIRILACAKTIR
NOT: telefon numaranızı yazmak istemiyorsanız birkaç rakam yazınız. |